Çınar Altı Çaycısı

Prometheus Aklı ve Tanrıların Kibri

Posted in Kadın, Tarih by krasotkin on 01/01/2016
promete

Prometheus

Orhan Hançerlioğlu, meşhur Düşünce Tarihi adlı eserinde Yunan mitolojisinde insanın hangi iktidar ilişkilerinin ve çatışmalarının sonucunda yaratıldığını çok güzel bir dille anlatmıştır. Burada, anılan eserden yararlanarak biraz bu süreçten bahsetmek istiyorum.

Bu tasarımda, ilk etapta Zeus’un titan oğlu Prometheus tek bir erkek-insanı değil, birçok erkek-insan yaratıyor. Kadın-insan ise, tanrılar tanrısı Zeus’un, oğlu Prometheus’a olan düşmanlığı nedeniyle erkek-insanların başına bela olmak üzere yaratılıyor. Erkek-insanların adı yok, ama kadın-insanın bir adı var; Pandora…

Efsaneye göre titan karı-koca İapetos ve Klymene’nin dört oğlu olmuştur; Atlas, Menoitios, Prometheus ve Epimentheus. Bu çocukların dördü de akıl gücü bakımından tanrılara üstündüler ve tanrılara kafa tutmaktadırlar. Bu yüzden tanrılar tanrısı Zeus onlara karşı özel bir kin duymaktadır. Çocuklardan ilk ikisi Atlas ve Menoitios, tanrılarla titanlar arasındaki ünlü savaşa katılmış ve Zeus tarafından Atlas gökkubeyi omuzlarında taşımakla, Menoitios da yerin dibine kapatılmakla cezalandırılmıştır. Daha sonra Prometheus, ciğerleri kartallara yedirilerek, Epimetheus da ilk kadın Pandora’yı kendisine eş etmekle cezalandırılacaktır. Bu tasarımın ilginç ve kendine özgü yanı ilk kadının bir “ceza” olarak yaratılmış olmasıdır.

(more…)

Borçlandırılmış İnsanın İmali Üzerine

Posted in Ekonomi-Politik by krasotkin on 27/12/2015
lazzarato

neoliberal durum üzerine deneme

İtalyan filozof Maurizio Lazzarato’nun, Nietszche, Marx, Deleuze, Guattari ve Foucault’un borç ilişkisinin bireysel ve toplumsal bağlamı hakkındaki fikirlerini çağdaş kapitalizme uyarlayarak sosyo-ekonomik sistem içerisindeki rolünü irdelediği 140 sayfalık kitabı.

Kitabın öne sürdüğü tezlerden fevkalade etkilendim, bana çok farklı bir bakış açısı kazandırdığını hissediyorum. Altını çizdiğim bölümlerin bir kısmını belli bir kompozisyona bağlı kalmaya çalışarak aktarayım:

Alacaklı-borçlu ilişkisi sadece toplumsal ilişkileri doğrudan etkilemekle kalmaz, çünkü bizzat kendisi çağdaş kapitalizmin en önemli evrensel ilişkilerinden olan bir “iktidar ilişkisidir”. (sf.29)

Borç, çalışma ahlakından hem farklı olan hem de onu tamamlayan kendine has bir ahlak doğurur. Borçlu özgürdür ama eylemleri, davranışları sözleşmeyle altına girdiği borcun tanımladığı çerçevenin sınırlarında kalmak zorundadır. Borcunuzu ödemeye uygun bir yaşam tarzı benimsediğiniz ölçüde özgürsünüzdür. (sf.29)

(more…)

AKP’nin Siyaseten Ahlaksız Oluşunun Hegelci Kökeni

Posted in Ekonomi-Politik by krasotkin on 11/08/2013
hegel3

Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “siyaseten ahlaksızlığının” felsefik ve tarihsel kökeni, Alman filozof Hegel’e dayanmaktadır desem yanlış bir şey söylemiş olmam. Zira, Hegel’e göre, devlet her türlü ahlaksal yükümlülükten arınmıştır. tek yargıç tarih, yani tarihi başarıdır.

AKP’nin siyaseten ahlaksız bir yapı oluşunun fikirsel dayanağı öz şeklinde bu ifadede görülebilir. Ancak Hegel’in devletle ilgili düşüncelerine biraz daha derinlemesine baktıkça, recep tayyip erdoğan ve üst kurmaylarının bu düşüncelerde nasıl billurlaştığına şaşıracaksınız. (Karl Popper’ın Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinin ikinci cildinden yararlanarak izah etmeye çalışacağım)

Başta belirttiğim özü biraz daha açarak başlayalım: “devlet, hukukun, hukuksal olduğu kadar da ahlaksal yasaların kendisidir. Bundan dolayı, başka hiçbir standarda, özellikle de uygar ahlak ölçüsüne bağlı kalamaz. Onun tarihsel yükümlülükleri daha derindir. tek yargıcı dünya tarihidir. Devlet hakkında bir yargıya varmayı mümkün kılacak olan tek standart, eylemlerinin dünya tarihindeki başarısıdır.” (more…)

Adaleti Bireysel Olarak Arama Eşiği

Posted in Hukuk by krasotkin on 07/07/2013
cobra_art__sylvester_stallone_by_hollydesigner-d556hhs

“ben psikopatlarla anlaşmam. onları imha ederim”

Türkiye için konuşmak gerekirse çoktan aşılmış olan eşiktir.

Dün birisinden duyunca hatırladım. Eskiden çok aşina olduğumuz bir söz vardı, hatta espiri maksatlı da kullanılırdı; adalet karşısında boynumuz kıldan ince diye. 10 yıldır kimsenin dile getirdiğini duyamazsınız. tıpkı “emperyalizm” kelimesi gibi telaffuz edildiğini duyamazsınız. Literatürümüzden o denli süratli silinmiş bir tabirdir. Hatta, buraya yazmadan önce google’dan arattım tam şekli bu muydu, yoksa adalet yerinde hukuk, yargı mı vardı diye? Ben hatırlıyorum, milletin dilinden düşmezdi bu ifade, bugün kelimelerini getiremedim.

Peki bunun müsebbibi kim? Adına adalet diyen örgütsel bir yapı. Hem de kalkınmış adalet.

Adalet kavramı, doğrudan emniyet teşkilatı, yargı sistemi ya da kanunlarla ilintili değildir. Adaletin çıkış noktası bireyin vicdanıdır. Biraz daha genel anlamıyla toplum vicdanının bir yansımasıdır. Hukuk mekanizması ve yasalar bunun sağlanmasının bir aracıdır sadece.

Bugüne kadar toplum vicdanını sızlatan birçok olay oldu. Ancak son iki aylık süreçte yaşananlar ve nihayet dünkü palalı saldırganın ortaya çıkması artık vicdanları yaralamanın da ötesi bir boyuta geçilmesini sağladı.  (more…)

AKP İktidarının Aslında İktidarsız Olması

Posted in Ekonomi-Politik, Toplumsal by krasotkin on 06/07/2013

Mimaride, eserin çevre yapılarla olan uyumu ve etkileşimi de çok önemlidir. Ancak burada minare uzunluğu ve kubbe çapı daha önemli görülmüş belli ki.

Başından söyleyeyim, bu entryde eser miktarda genital imgelem yapılacaktır. İspat etmeye çalışacağım konu, freudyen literatürde fallik dönem olarak anılan gelişim evresinde takılıp kalınmasının AKP’nin esas aktörleri üzerinde yarattığı yıkım ve bu bozuk psikolojinin toplum üzerinde uygulanan baskı ve şiddet ile yakın bir ilişkisinin olduğudur.

Fallik dönem, yani kişinin oral ve anal dönemi takip eden cinsel gelişim aşaması, tam olarak çocukların 3-5 yaş dönemlerine denk gelir. Çocuk bu yaşta cinsel organını keşfeder. Ülkemizde “hadi oğlum göster amcalara çükünü, aslanım benim” şeklindeki ebeveyn davranışı yaygın olduğu için cinsel organın keşfi belirtilen yaş aralığına göre erken olabilmektedir. Ama yaşın bu konuda fazla önemi yok.

Fallik dönemle ilgili aklımızda tutmamız gereken esas bilgi şu; Freud, bu dönemde takılan kişilerin “kibirli” ve “bencil” yetişkinler olacağını ilerisi sürer. at cebe gitsin şimdilik. (kaynak; psikolojiye giriş, charles g. morris) (more…)

Türbanlı Kızın Ne Giydim Videosu – Din ve Fetişizm

Posted in Kültür, Toplumsal by krasotkin on 25/05/2013

 

Bende bazı çağrışımlar yapan video oldu.

Askerliğimi bir askerlik şubesinde çavuş olarak yaptım. Şubeye gittiğimde görevi teslim alacağım diğer çavuş artık kalan günlerini sayıyordu. Beraber bir-iki hafta geçirdik, bana işleri anlatıyor. Çocuk Kayserili, oruç tutmazmış. ama şubedeki diğer uzun dönem 8-10 askerin hepsi tutuyor. Konuşmasından fark ediyorum mecburiyet olarak algılayıp diğerleri gibi oruç tutmaya başladığını. Benim haricimde herkesin (komutanlar da dahil) niyetli olduğu günlerle ramazan ayı geçiyor.

Ben oruç tutmadım, kurtların kuşların bile oruçlu olduğu rivayet edilen özel günlerde bile tutmak aklımdan geçmedi. Bu durum herhangi bir sıkıntı da yaratmadı zaten.

Bir gün komutanlık saatindeyiz. Aslına bakarsanız, doğru düzgün eğitimden, tedrisattan geçmemiş olan insanlar için bu saatlerin kıymeti çok büyük. Zihinlerine üç kelime, beş kelime bir şey de soksanız herkes için kazanım. Ancak bunun ne kadar zor olduğunu gidip askerliğini yapanlar anlayacaktır.

Konuyu tam olarak hatırlamıyorum, ancak bir yerde komutan ortaya İslamın şartları nedir diye soru attı. Üzerime alınmadım. Ne de olsa bulunduğum ortam, hayatında oruç tutmamış çavuşa oruç tutturabilmiş bir ortam. Cevabı diğer askerlerden bekliyorum. ama nafile… Bırakın beş şartını saymayı, Allah’a inanmak, peygambere inanmak dahi diyebilen bir adam yok. Komutan bu sefer döndü, bana saydırdı. Oruç tutmadım, ama askerlere İslamın temel şartlarını tebliğ etmiş oldum böylece.
(more…)

Tagged with: , , ,

Türkiye’de Milli Yas İlan Etme Eşiği mi?

Posted in Toplumsal by krasotkin on 16/05/2013

reyhanli-daki-patlamayi-anlatti_haber_4836993Millet nedir?

Siyaset bilimi ya da sosyoloji literatürüne girmeden basitçe açıklamaya çalışalım. Hatta en basit halinden gidelim, ortaokulda vatandaşlık dersinden aklımızda kalan bilgi kırıntılarından. Ne demişlerdi; ortak bir dil, tarih bilinci, sevinçte, elemde ve kederde birlik…

Bu ülkenin uzak bir sınır ilçesinde, daha birkaç gün önce bombalı saldırılar sonucunda yüzün üstünde yurttaşımız öldü (Kesinlikle kardeşimiz değil, yurttaşımız. Neden bu kardeşlik kelimesine mesafeli durduğumu daha sonra açıklamaya çalışacağım umarım).

Yapılacak ilk iş önce üzülmek, sonra da patlamalardan zarar gören insanların acısına ortak olmaktı. Sözün özü, vakit o insanların elemlerine ortak olma vaktiydi.

Geçtim dil, tarih, vatan birliğini, daha kendi insanımızın kederinde buluşamadık. Bu ülkede yüzün üstünde kişinin yanarak, parçalanarak, kömürleşerek ölmesine üzülmüyorsak başka neye üzülmeyi becerebiliriz?

Türkiye’de milli yas denen bir süreç yok, çünkü bir kere artık millet değiliz. Belirttiğim gibi, siyasi anlamda değil, acıyı paylaşma anlamında söylüyorum bunu. Kavramı oluşturan en basit fonksiyonu yerine getiremiyoruz daha.

Her ne pahasına olursa olsun, ciğerimiz de yansa, ağlamaktan helak da olsak bu süreçle yüzleşmemiz lazımdı. Reyhanlı halkının yanında olduğumuzu bir şekilde hissettirmemiz lazımdı. Bu  süreçte medya ve basın organlarına büyük görev düşüyordu. Ancak medyanın bu işlevi görmesi iktidarın reyting kaybetmemesi adına engellendi.

İnsanlar acılarını paylaşmak isteyen, hallerine bakıp kahrolan diğer insanların varlığından bihaberler, düşünebiliyor musunuz yıkımı? Terk edilmişlik, yalnızlık hissinin ne kadar ağır olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz?

Dil olarak bölündük, acıyı paylaşma anlamında bölündük… Bizden geriye çok az şey kaldı. Bu günler incelikle kurgulandı, organize bir biçimde de tatbik edildi. Sonuç sen, ben, o, kopan kol, bacak ve başka şeyler.

Ne millisinden, ne yasından bahsediyorsunuz siz?

Tagged with: ,

Aston Martin ve Porsche’ye Konan Vergileri Aslında Kim Ödeyecek?

Posted in Ekonomi-Politik by krasotkin on 15/10/2011

Aston Martin

Geçen haftanın gündem yaratan konusu ilk etapta elektriğe ve doğalgaza yapılan fahiş zamlardı. İlk etapta diyorum, zira bu zamları müteakiben farklı tüketim malları kalemleri de bu zam furyasından nasibini aldı. Sigara, alkollü içki, cep telefonu ve özellikle de 1,6 cc motor üstü otomobillere yapılan ÖTV zamları doğalgaz ve elektriğe yapılan zamları bir nebze unutturdu. Hükümetin hanesine yazılması gereken bir cüretkarlığı daha; şimdiye kadar alışkın olduğumuz bir politika değildi zam gündemini başka bir zam gündemi ile değiştirmeyi denemek ve bunda nispeten muvaffak olabilmek.

Şimdi hepsini bir kenara bırakalım, benim asıl üzerinde durmak istediğim şey otomobil ÖTV’sinde meydana gelen artış. Başbakan bununla ilgili  “Porsche’ye binmeyin, Fiat’a biniverin” minvalinde tavsiyede bulunmuş bugün bizlere. Bunu duyunca aklıma takıldı da, biraz sorgulama ihtiyacı hissettim. Gerçekten de 1,6 cc ve üzeri motora sahip araçlara yapılan zamlar sadece bu grup tüketicilerini mi ilgilendiriyor, yoksa altı gruplar da doğrudan olmasa bile dolaylı yollardan bu zamdan nasibini alıyorlar mı? Cevabını hemen söyleyip altını doldurmaya başlayayım; evet nasiplerini ziyadesiyle alıyorlar, daha açık bir ifadeyle bu işten kısa-orta vadede en zararlı çıkacak kesim 1,6 cc motor ve altı araçların potansiyel müşterileri olacaktır. (more…)

Tagged with: , ,

AKP Faşizmine Karşı Sanatçı Tepkisi

Posted in Kültür by krasotkin on 09/10/2011

Rutkay Aziz

Rutkay Aziz dün gerçekleşen Altın Portakal Ödül Töreni’nde yaptığı konuşma boyunca ayakta alkışlandı. Bu konuşmanın yankıları ise silik medya ve basın sayesinde olmasa da sosyal medya sayesinde halen sürüyor.

Malum, Türkiye esaslı bir kurumsal ve sosyal dönüşüm süreci yaşıyor. Bu süreç karşısında medya, basın, iş dünyası, üniversiteler ve devletin muhtelif kurumları pasifliğin dibine vurmuş durumdalar. Nadiren de olsa sesini çıkarmaktan çekinmeyenler ağırlıkla sanatçı grubundan insanlar. Bunun nedeni ne olabilir diye düşündüm ve bahse konu durum ile ilgili bazı kanaatlere vardım.

Öncelikle, sanat ile uğraşan eden kimseler, genellikle egoları yüksek olan insanlardır. Sanat ile uğraşan diyorum, çünkü burada sanatçı kimdir, kim değildir şeklinde bir tartışmaya girmek konunun özünden uzaklaşmamıza neden olacaktır. Sanat ile uğraşanlar tabiriyle sanatçıları ve sanatçı olma yolunda, niyetinde, kararlılığında olan insanları kastediyorum. Yani tabir sanatçılar alt kümesini kapsamakla birlikte daha geniş bir anlama tekabül ediyor. Neyse, fazla uzatmadan; peki toplumun bütün kesimleri bu kadar sinmişken, bir köşede pusmuşken neden olan bitene en çok öfkelenen bu insanlar oluyor? (more…)

Yargının Bitirildiği Yerde Güçler Ayrılığı?

Posted in Hukuk by krasotkin on 27/09/2011

Themis

Üniversite günlerim, geleneksel vize sonrası Beyoğlu turlarımızdan birisi. Yine bir yerlere oturmuş çok içmişiz. Kalan son takat ve bilinçle Çapa’daki öğrenci evine dönme çabası. Neyse ki sabaha kadar vızır vızır çalışan taksi-dolmuşlar var bu güzergahta, az hayır duamı almadılar eski muhitimde. Sıramız gelmiş binmişiz. Arkada bir kişilik yer var. 60’ına yakın gösteren ancak en fazla 40’ında olduğunu düşündüğüm bizden daha beter içmiş bir adam dışardaki sıracı tarafından arabaya sokuluyor. Bizim derdimiz de o dakika başlıyor. Adam gidene kadar susmak bilmedi,  bir şeyler konuşuyor, birilerine küfrediyor arada. Sabır göstermeye çalışıyoruz, ama terbiyesizliğin hudutunu kestirecek gibi değil. Dolmuş şöförlerinden aşina olmadığımız bir performans belki ama şöför herkesten daha çok sabrediyor. Yolculuk zaten kısa, trafik yoksa 20 dakika. Ama yolculardan bazıları homurdanınca artık dolmuş şöförü de tepkisini dizginleyemiyor daha fazla; “Dayı, sen doğduğun zaman baban davul mu çaldırdı erkek çocuğum oldu diye?” Aşağılama değil, bir serzeniş aslında, adamın o haline, tavrına içten gelen isyanla karışık bir üzüntü cümlesi. Biz Çapa’da atlıyoruz, adam arkada küfürlere devam ediyor. İnerken şöföre sabretmesini, başına iş almamasını tembihliyoruz.

Bugün bir Yargıtay Tetkik Hakimi zehir zemberek istifasını sundu. Gerekçesi ise özetle Türkiye’de yargının bitmiş olması ve iktidarın güdümü altına alınması. Özetle yetinmeyen okurları şöyle alabiliriz.

(more…)

Tagged with: , ,