Çınar Altı Çaycısı

Hayat Dört Zaman Kipi İçine Sığar mı?

Posted in Toplumsal by krasotkin on 31/01/2009

Türkçe’de toplam dört tane zaman kipi var; şimdiki zaman, gelecek zaman, geçmiş zaman ve geniş zaman.

İngilizce’de ise tam 12 adet zaman kipi bulunuyor. Anadolu lisesinin hazırlık sınıfındayken öğretmenin ağzından ilk defa duyduğumda nasıl şaşırmış olduğumu halen hatırlayabiliyorum. O çocuk beynimle geçmiş, şimdi ve gelecek dışında daha başka zaman kavramlarının olduğunu öğrendiğim o dakika şimdi anlatması güç bir şok anıydı benim için.

Hadi bizim bildiğimizden farklı olarak iki tane, bilemedin üç tane kip olsun; ama o kadar da değil ki, tam tamına sekiz tane zaman kipi var. Dehşet bir şey.

Konuları işledikçe gördüm ki, bu sekiz kip zaten bizim konuştuğumuz dilde de bulunmaktaymış. Elin oğlu segmentasyon yapmış, işi dallandırıp budaklandırmış. İlk intibam bu oldu, ve sorsanız daha düne kadar, bu ilk intibamın halen geçerli olduğunu görebilirdiniz. Halbuki sanıldığı kadar basit değilmiş. Bu bahsettiğim konu, basit bir gramer kuralı olmanın ötesinde bir kültür, bir bilinç ve düşünüş biçimiymiş. Gereksiz bir detay olarak değerlendirdiğim bu zaman kiplerinin yokluğunda toplum olarak nelerden mahrum kaldığımızı dünden beri çok iyi anlıyorum.

Bende bu farkındalığı sağlayan olayın da ne olduğunu söyleyeyim; mevzuuya uyanışım, Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki panelde, Simon Peres’e karşı söyledikleri ve moderatöre çektiği rest sonrası kamuoyunda oluşan akisler sonucunda oldu. Herkes bir şeyler söyledi durdu; kimisi başbakanın tavrını alkışladı, kimisi aşırı ve yersiz buldu, kimisiyse çekimser kaldı (her ankette çıkar hani bu grup. Dünyaya terliksi hayvan olarak gelecekken bir kaza sonucu insan olarak yaratılıp gönderilen garip tür)

Açık bir şekilde seçilebilecek manzara şu; kafalar biraz karıştı, toplum genelinden bekleneceği gibi duygular mantığın önüne geçti, ama mantığıyla bakan kesimlerin büyük bir çoğunluğu bile başbakanın tavrını takdir etti. Emsaline evvela rast gelinmemiş bir durum bu. Ancak aslına bakacak olursanız, bu durumun nedeni de Türk dilinin gramerinin dört tane zaman kipinden ibaret olmasından kaynaklanıyor. Konuştuğumuz dil, birbiriyle herhangi bir illiyet bağı olmayan dört zaman kavramından ibaret olduğu için, kanaatlerimiz de bu sınırlar çerçevesinde oluşuyor.

Şundan kesinlikle eminim; eğer ki Türkçe gramerinde “present perfect continuous tense”in muadili bir kip bulunsaydı, şimdi dünyanın canını okuyorduk. Ama ne yazık ki bulunmadığı için bokumuza tüy dikiyoruz.

Ekşisözlükten mies nickli yazar şöyle tanımlamış bu tense’i:

“gelmişini geleceğini sikerim, öyle bir sikerim ki takvimler kifayetsiz kalır”‘ın ingilizler tarafından brutal bulunması sonucu üretildiğini zannettiğim abuk tense. ya da bana yanlış öğrettiler. evet.”

Hakikaten de özünün ve mantığının kavranması en zor tensetir belki de. Tam olarak ne olduğunu idrak edene kadar benim gibi kaç milyon hazırlık bebesinin (ilkokuldan sonra girildiği o çilekeş yıllardan bahsediyorum) kabusu olmuştur. Anlamayız tabi, çünkü bizim dilimizde yok, mentalitemize yerleşmemiş bu tensein ifade ettiği zaman kavramı.

Efendim bilmeyenler için ne olduğunu da söyleyeyim bu şeyin. Subje + has/have + verbing formülüyle bu tense i kurgulayabiliyoruz. Türkçesi de geçmişte başlayan bir eylemin, halen süregeldiğini, tamamlanmadığını ve gelecekte de bir süre için devam edeceği şeklinde açıklanabilir.

Küçümseme hatasına düşmeyin, çünkü bu sadece basit bir zaman kipi değil. Bu bir mentalite yapısı, bir felsefi düşünce tarzı.

Bu ülke insanı kesinlikle bir olayı konuştuğunda “present perfect continuous tense” te anlam bulan süreç içerisinde değerlendirmez. Onun için şimdi vardır, carpe diem anlamında bir şimdi değil; olayın, eylemin şimdisi bu. Eylem ya geçmişte gerçekleşmiştir, eğer öyleyse yaşanmış ve bitmiştir; ya da şimdi hayat bulmaktadır. Geçmişteki bir eylem şimdiki bir eylem ile ilişkilendirilemez. Geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanlar arasında bir illiyet bağı yoktur. İşte bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1299’dan öncesi yoktur, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinde de aynı şekilde Osmanlı kültür ve değerlerinin yok sayılması anlayışı hakimdir. Burada müsebbibi olarak gördüğüm Türkçe bile bundan nasibini almıştır aslında. Bir yerde kendi kendinin kurbanı olmuş aslına bakarsanız. Dilde bile devamlılık söz konusu değil; bir tarihten öncesi ve sonrası.

Çıkış noktama tekrar döneyim. Başbakan Davos’ta iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz bir davranışta bulundu. İnsanlar hangi kalıplar ve zaman kavramı içinde olayı yorumluyor, işte ortada. Bunun bir geçmişten beslendiği damar yok mu yani? Onu geçtim, daha önemlisi gelecekte neden olacağı bazı sonuçlar yok mu? Türkçe’de bu süreç için tanımlanan bir zaman kipi adı olmadığından bu zamanlar arasında bir illiyet bağı da yok mudur? “Posta koydu, destekliyorum” ya da “Sinirlerine hakim olmalıydı, onaylamıyorum”. Bu mudur yani olay? Bence değildir; bu olsa olsa boka tüy dikmektir.

Present perfect continuous tense’i anlayalım, onu sevelim, baş tacı edelim. O tenseten de öte bir şey, görelim bunu artık.

Reklamlar
Tagged with: , ,

Bir Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. onder said, on 16/10/2014 at 10:25 pm

    ya bi git, saçmalamışsın türkçede ingilizceden daha çok zaman var araştır biraz..

    Beğen


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: