Çınar Altı Çaycısı

AKP’nin Siyaseten Ahlaksız Oluşunun Hegelci Kökeni

Posted in Ekonomi-Politik by krasotkin on 11/08/2013
hegel3

Georg Wilhelm Friedrich Hegel

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “siyaseten ahlaksızlığının” felsefik ve tarihsel kökeni, Alman filozof Hegel’e dayanmaktadır desem yanlış bir şey söylemiş olmam. Zira, Hegel’e göre, devlet her türlü ahlaksal yükümlülükten arınmıştır. tek yargıç tarih, yani tarihi başarıdır.

AKP’nin siyaseten ahlaksız bir yapı oluşunun fikirsel dayanağı öz şeklinde bu ifadede görülebilir. Ancak Hegel’in devletle ilgili düşüncelerine biraz daha derinlemesine baktıkça, recep tayyip erdoğan ve üst kurmaylarının bu düşüncelerde nasıl billurlaştığına şaşıracaksınız. (Karl Popper’ın Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinin ikinci cildinden yararlanarak izah etmeye çalışacağım)

Başta belirttiğim özü biraz daha açarak başlayalım: “devlet, hukukun, hukuksal olduğu kadar da ahlaksal yasaların kendisidir. Bundan dolayı, başka hiçbir standarda, özellikle de uygar ahlak ölçüsüne bağlı kalamaz. Onun tarihsel yükümlülükleri daha derindir. tek yargıcı dünya tarihidir. Devlet hakkında bir yargıya varmayı mümkün kılacak olan tek standart, eylemlerinin dünya tarihindeki başarısıdır.”

Aslına bakarsanız, sert görünmekle birlikte, yukarıda geçen düşünceler birçoğumuzda hüviyet kazanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’i düşünün; sizin gözünüzde Fatih, kardeş katlinin vacip olduğuna dair kanunname çıkartan bir hükümdar mıdır, yoksa İstanbul’u fetheden, Hazreti Peygamberin hadisinde övdüğü “çağ açıp çağ kapatan” bir komutan mıdır? Kardeş katli, tarihin her döneminde ahlaken ayıplanan cinayet niteliğinde bir hareket olmakla beraber, Fatih Sultan Mehmet’in tarihsel yükümlülüğü ve dünya tarihindeki başarısı bu davranışını arka plana itmekte, hatta görünmez (bir diğer anlatımıyla mazur görülebilir, hoşgörülebilir) kılmakta değil midir?

Burada bir hususun altını çizmek gerekir. Hegel, tarihsel başarının esas olduğu görüşünü dile getirirken ahlakı yok saymamıştır. Hegel’in, devletin bağlı olmadığını ifade ettiği ahlak “yapıca kişisel olan ahlaktır”. Yani, bireylerin vicdanı, onların özel irade ve davranış biçimleridir. Hegel bunu “sahte ahlak” olarak niteler. Bunun yerine gerçek ahlakı koymak gerekir. Gerçek ahlak ise (daha doğrusu toplumsal erdem), Popper’a göre, içine biraz tarihsicilik katılmış olan Platoncu totaliter ahlaktır.

Bakın ne söylüyor Hegel; “haklı olarak, sahte ahlakın karşısına ahlakın ya da toplumsal erdemin gerçek kurallarını koyabiliriz. Çünkü dünya tarihi yapıca kişisel olan ahlaktan daha yüksek bir düzeydedir… Büyük adamların, dünya tarihine geçmiş kişilerin yaptıkları işler, `önemsiz ahlaksal iddialarla çatışır hale getirilmemelidir`. Onlara karşı özel erdemler, alçakgönüllülük, mahviyet, insanseverlik ve sabır nakaratı öne sürülmemelidir. Dünya tarihi, ilkece, ahlakın içinde bulunduğu çevreyi büsbütün görmezlikten gelebilir.”

Sanırım, bu pasajdan sonra artık iktidar parti yetkililerinden hiç kimseyi “vicdansız” oldukları için ayıplamazsınız. Zira, vicdan, bireysel anlamda bir ahlaki kaidedir. Bu anlamda devlet, vicdanlı olmakla yükümlü değildir. Zaten yukarıda da belirtildiği gibi, dünya tarihi kişisel olan ahlaktan, yani sahte ahlaktan, daha yüksek bir düzeydedir.

Gelelim bir diğer ilgi çekici konuya; propogandacı yalanlar ve gerçeği tahrif etme (bozma).

Bu konularda her türlü çekinme bir kenara bırakılmalıdır, özellikle de bu yalanlar başarı sağlamaya yararsa… (nitekim saldırıya uğrayan başörtülü bacı yalanında bir kenara bırakıldığı gibi)

“Büyük bir düşünür,” demektedir Hegel, “kamu önünde halkı aldatmak mümkün müdür diye bir soru ortaya atmıştır. Buna verilecek cevap, halkın özsel temelleri konusunda kendilerinin aldatılmasına izin vermeyeceğidir. Ama onlar, bunları bilme biçimleri konusunda kendi kendilerini aldatırlar… Bundan dolayı, kamuoyu sayılmaya hak kazandığı kadar hor görülmeye de hak kazanmaktadır. Buna göre büyük işler başarmanın ilk koşulu, kamuoyunun görüşlerinden bağımsız kalabilmektir.” der ve devam eder:

“… ve büyük başarılar ilerde kamuoyu tarafından mutlaka kabul edilir”

Popper bu düşünceleri, “kısacası, daima önemli olan başarıdır. söylenen yalan başarılı olmuşsa, demek ki o yalan değilmiş. çünkü, halk özsel temelleri konusunda aldatılmamıştır.” şeklinde özetliyor.

Geçtiğimiz sene, Odatv “Marks’ı geçtik Hegel’i bilirler mi” diye bir haber yapmıştı. ancak, görülüyor ki, Hegel’i gayet iyi biliyorlar. Zira, politik söylem ve aksiyonlarının tamamı Hegel’in düşünceleri ile bire bir örtüşüyor.

Bağlamak gerekirse, Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde iki yol var. Birincisi, aklındaki “büyük” düşünce her neyse bunu gerçekleştirmekte muvaffak olacak ve dünya tarihinin yargısından alnının akıyla geçecek.

İkincisi ise, bu belirsiz amacını (en azından benim için belirsiz) gerçekleştiremeyecek ve dünya tarihi tarafından aklanamayacak. Bu durumda kamuoyu ve tarih nezdindeki yeri bireysel ahlak ölçütleri çerçevesinde kalacak, ki şahsi ahlak çerçevesindeki nitelemelerini hepimiz zaten biliyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: