Çınar Altı Çaycısı

Türkiye’de Kız Yetiştiriciliği ve Zincirle Gezdiğini Sanan İnsanlar

Posted in Kadın, Toplumsal by krasotkin on 10/02/2009

Mecidiyeköy muhitinde yaptığım saha araştırmasından çıkan gözlemelerimi paylaşmak istiyorum.

Mecidiyeköy’ün kendine has cehennem havasından, kapitalizmin erken dönemlerindeki vahşi karakteri yirmi birinci yüzyıla girdiğimiz şu günlerde ısrarla koruyan ve insan fizyolojisini tahrip eden özelliğinden midir nedir, ekmeğini kazanmak için bu muhitte bulunan insanlar hakikaten memleketin diğer satıhlarındaki vatandaşlarımızdan çok daha farklı bir kategoriyi işgal ediyor.

Sözlükte de peder zickler’di sanırım, zamanında “büyükdere caddesindeki takım elbiseli puştlar” şeklinde bir başlık açıp, orta üst tabaka erkeklerin (en azından görünürde) garip tavır ve davranışlarından bahsetti. Üslup biraz ağır kaçtığından belki çok fazla tepki gördü yazısı, ancak üsluptan bağımsız olarak ele alacak olursak yazılanları, kelimesi kelimesine doğru tespitler içeriyordu.

untitled-1alone

halaskargazi caddesinde fazla mesai sonucu yere yığılan abiyeli kız

Ama ölüler semtinden anılar bundan ibaret değil. Mecidiyeköy çalışma ikliminin yarattığı tek garip canlı türü bu takım elbiseli puştlar değil. bunlar sadece madalyonun bir yüzü. Madalyonun bir yüzü takım elbiseli puştlarsa, öteki yüzü de bu semtte çalışan ve işten mefta bir şekilde çıkan zombi kadınlardır. Kaldırımda ilerlerken karşınızdan gelen bir tanesiyle göz göze gelin, üç gramlık yaşam enerjiniz saniyenin kaçta kaçında absorbe ediliyor anlamazsınız bile.


Buradan kadına sallayacak değilim. o kendisine bir lütufmuşçasına sunulan rolü oynuyan biçare bir aktör, hatta o bile değil; bir figüran. “Kadına sallamayacam dedin, bu sallamak değil mi lan godoş” diyorsunuz. Hayır efendim, katiyetle değil. Bu bir durum tespiti.

Bir kere kadının orada bulunması toplumsal bir ikiyüzlülük. Riyakarlıkların en bayağısı. Bu adiliği yapan bir toplumda hangi ulvi değerlerden söz edilebilir, ciddi şüphelerim var.

Bu riyakarlığı görmek için, kadının yetiştirilme biçimine ve sonra büründürüldüğü role bakmak yeterli.

Kız yetiştiriciliğinde temel gaye, edepli, hanım hanımcık kız prototipine uygun karakteri kişiye oturtmaktır. Evet oturtmak canlarım, dikkat ederseniz edilgen çatılı bir fiil. Yani toplumda bir kere kadının kendi iradesiyle kimliğini bulması imkan dahilinde bir şey değildir. O kendine biçilen elbiseyi giymekle mükelleftir sadece. Diyeceksiniz bu erkek çocuklar için de geçerli bir şey; nispeten doğru. Ama erkeğin kimliğini, kişiliğini şekillendirmesi için kapılar kıza olduğundan daha fazla açıktır. Ve olanakları karşılaştırıldığında kızınkiler erkeğin yanında devede kulak kalır.

Hanım hanımcık kız prototipi çerçevesinde kız sürekli olarak baskılanır, üzerine öyle bir kontrol mekanizması kurulur ki, o kontrol mekanizması zamanla oto-kontrol mekanizmasına evrilir. Hem de öncekinden kat kat daha katı kurallarla donatılmış bir şekilde. Dışarı gezmeye çıkışı, kurduğu göz teması, oturuşu, kalkışı, giydiği kıyafetler sıkı bir gözetim altındadır. Toplumla münasebeti çok sınırlıdır, genellikle kapalı, dar bir çevrede büyütüldüğü için kişiliğini oluşturamaz. Kesinlikle karaktersiz falan değildir, ama sahip olduğu karakter annesinin veya başka bir yakınının karakteridir ancak. Annesi de anneannesinin bir klonu olduğundan bunlar koyun doly gibi ürer giderler.

Karakter gelişimi için çok önemli bir safha olan ergenlik dönemi de böyle yoğun bir kuşatılmışlık altında geçer gider. Üniversite dönemi kız için bir kurtuluştur. Yalann!!! Hem de yalanların en büyüğü. Kız, üniversiteye ailesinden kendine miras kalan oto-kontrol mekanizmasıyla gelir. Hani sirklerde, filleri ayağından yıllarca zincirle bir kazığa bağlarlar. Fil ne kadar çabalasa da kaçamaz. Yıllar sonra zinciri çözdüklerine fil, halen ayağının zincire bağlı olduğunu düşünür ve onca yıl sınırını ihlal etmediği yarıçap dahilinde döner durur, işte kızın da durumu tıpkı onun gibidir. Üniversitenin içindedir, ancak üniversiteli olmanın hakkını veremez. Çünkü kültüründe bu yoktur. Gider ve kendi kişiliğine en yakın gördüğü bir kız ile okul bitene kadar arkadaşlık eder. Diğer insanlarla, çevrelerle etkileşimi hiç yok denebilir. Birkaç örnekten hareketle söylemiyorum bunları, dört yıl boyunca yüzlercesini gördüm.

Yani belki aileden ayrıdır, görünürde özerkliğini kazanmış gibidir, ama eskiden zerre farkı yoktur. Üstüne bir şey katmaz, gelişimi sınırlıdır. İyi bir antreman programı da verseniz bir wonderkid yaratamaz, Manchester’a, Chelasea’ye milyon dolarlara satamazsınız bunu.

Dört yıl sonra okul biter. İşte, en başta bahsettiğim toplumumuza has kokuşmuş riyakarlık bu aşamada kendini gösterir. Anne, baba üniversiteyi başarıyla tamamlamış kızlarıyla ne kadar gurur duysalar azdır. Ve zavallı yavrucağa derler ki: “Aferin kızım.. Hadi git şimdi emeğini arz et. Git emek talep doğrusu üzerinde bir nokta ol…”

E ama güzelim, sen bunu madem eninde sonunda sokağa salacaktın, bunca sene neden korudun kolladın? Şimdi üniversite bitirince kendini idame ettirecek, hayata karşı tek başına ayakları üzerinde duracak bir yetkinliğe erişti mi bu kız, yoksa sizden boşalan pozisyona başka bir erkek yerleştirmek için arayışlara mı girecek? Evet ne yapacak bu kimliğinin oluşmaması için azami bir dış baskıya, ışımaya maruz kalan kız?

Belli bir yaştan sonra koca krizine girmeleri anlaşılmayacak bir şey değil. Buğdayla beslersen işte böyle olur derler ya, işte o hesap.


Kadının çalışmasını saçma bulmuyorum, kadını küçümsemiyorum. Derdim kadına biçilen elbise, verilen rol ve bu malzemeler ışığında kendinden beklenilenler. Aralarında bir ölçüsüzlük yok mu? Bence var, hem de alası var. Bu kadınlardan mı düzgün araba kullanmalarını bekleyecez, bunlardan mı otobüste ayakta doğru şekilde durabilme şekillerini kendiliğinden kavramalarını beklicez, bunlardan mı şemsiyeyi düzgün tutmalarını beklicez? İşte daha bugün bir tanesi arka arkaya iki defa geçirdi kafama. döndüm baktım, aklıma bunlar geldi hep. Bir şey de diyemedim. Karşıdan gelen adam neden Kuzey-Güney Savaşı’nda Amerikan bayrağı tutan süvari gibi şemsiyeyi tutuyor peki, onun derdi ne?

Çok derinlerde çok yanlış olan bazı hususlar var, bilmem ki ne kadar anlatabildim?

Reklamlar

3 Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. sewimsizbilgin said, on 11/04/2010 at 9:47 am

    Email adresimi doldurdum, ama şirketlere spam mail için satarsan allah belanı versin.
    Neyse bedduamı ettim, şimdi yazı için iltifatıma geliyorum:
    Süpper yazmışsın yaaa
    cidden o biçim olmuş. böyle bir güzel yazı için çok tenksss

    Beğen

  2. Duygu said, on 23/10/2010 at 12:26 pm

    Dogru valla

    Beğen

  3. gulbeyaz said, on 27/12/2010 at 5:15 am

    guzel yazmissan, tipki beni anlatmissan

    Beğen


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: