Çınar Altı Çaycısı

“Hani Ahmet Kaya şarkısında diyor ya abi…”

Posted in Şöyle Böyle by krasotkin on 12/01/2009

Bir insanın yaşayacağı en grotesk  durumlardan biri, Cem Yılmaz’dan dinlerken güldüğümüz olayların gerçek hayatımızda başımıza gelmesi sanırım. Dinlerken ağız dolusu kahkaha attığımız bir şey, hayatımızda bir enstantane olarak karşımıza çıktı mı dehşetengiz bir nitelik kazanabiliyor.

Pazar günü Onur Air Gaziantep-İstanbul uçağındaydım. Evet, ne yazık ki son ana kadar direnmeme rağmen yine kendimi Van Gölü Turizmin kanatlısı olan bu firmanın bilmem hangi sefer sayılı uçuşunda buldum. Bu Onur Air’ın kendine has bir havası var cidden. Öyle ki daha uçak harekete geçtiğinde savruk manevralar yapmaya başlamıştı bile. Uçak saçmaladıkça cep telefonunuzu kapatın anonsu yapıldı. Birkaç anons sonrası bu kadarı yeterli görülmüş olacak ki uçak nihayet kalkışa geçti. “Hadi bakalım” dedim içimden, “yine kelle koltukta gidiyoruz anasını satayım”

Uçak yolculuklarında en sevdiğim bölümdür kalkış aşaması. Sonra da üzerime bir ağırlık çöker uyurum zaten. Ama bu defa öyle olmadı. Zira uçak yükselmeye devam ederken hemen yanımda oturan 25 yaşlarındaki esmer genç, en soldaki 30’lu yaşların başındaki yolcunun üzerine yıkılmıştı.

Normalde oturmam gereken yer bu koltuk değildi. Uçağa bindiğimde yerimde bir kadının oturduğunu gördüm. Numarasını sorduğumda bambaşka bir şey söyledi. Oturduğu yerin benim yerim olduğunu söylediğimde kendisine verilen koltuğun “erkek yanı” olduğunu söylemekle yetindi. “Uçak bu hanımefendi, erkeği kadını mı olur” derken hostesi beklemeye koyuldum. Beklediğim yer uçağın tam ortası, arkadan ve önden yolcular beni penetre ediyorlar. Yani bunu yerlerine geçmek için yapıyorlar, yoksa başka bir sahne canlandırmayın gözünüzde. Hostesler kapıdan giren yolculara hosşgeldiniz demekle meşgul olduklarından, ben de kadının yerini öğrenip oraya geçtim.

Yerine geçtiğimi sanıyorum ama geçememişim. Sonra baktık ki, biz sağ üçlü olarak, hepimiz birbirimizin yerine oturmuşuz. Yani esmer genç kadının yerine oturmuş, bense diğer yolcunun yerine oturmuşum. (OKS03: Bu durumda diğer yolcu kimin yerine oturmuş olur?) Neyse, son bir operasyonla olmamız gereken koltuklara kurulduk.

Tüm bunlar yanımdaki gencin kriz geçirmesinden 10 dakika kadar önce oluyor. Kim tahmin edebilir ki? Genci nefes almakta güçlük çekerken görünce direkt kalp krizi geçirdiğini düşündüm. Benle üzerine yıkıldığı yolcu bunu kendine getirmeye çalışıyoruz. Ama nafile, genç yavaş yavaş bilincini kaybetmeye başlıyor. Bu arada etrafımıza hostesler ve diğer yolcular toplanmış. Hostesler yanımıza gelince profesyonel müdahalede bulunacaklarını düşünerek biraz rahatlamıştım ki, onların da korkudan basiretlerinin bağlandığını gördüm.

Panikle her kafadan bir ses çıkarken, o kadın çıkageldi… O dar koridorda kalabalığı öyle bir yarıp hastaya müdahale etti ki, kendine emin tarzı karşısında eminim herkes benim gibi onu tıpla ilgilenen biri sanmıştır. Tıpla ilgilenen sanmıştır diyorum, çünkü tesettür kıyafeti ve konuşması buram buram yöresel motifler barındırıyordu. Şekil şemal olarak  tarzı biraz daha farklı olsaydı, o kendine güven karşısında, adamın organını alsa gıkımız çıkmazdı.

İşte bu masal kahramanı gibi çıkıp gelen teyze, kendine alan açtıktan ve hastası ile başbaşa kaldıktan sonra ilk müdahale olarak adamın kalbine yumruk atmaya başladı. Kısa süre içinde adamın kalbine öyle bir kombo yaptı ki, elini tutup “ne yapıyorsun sen teyze, böyle yapılır mı?” diye bağırdığımda ölüm kombosunu tamamlamasına herhaldebirkaç kick vardı. Yöresel motifli teyze çıkışımın altında kalmadı. “Oğlum!!” diye kükredi karşımda. Ama nasıl bir kükreyiş, bu çakmak çakmak bakışlar ve sesinin tınısından şöyle bir şey bekliyordum: “Oğlum, benim dış görünüşüme aldanma. Büyük yanlış yaparsın. Ben John Hopkins Hastanesi’nin kurucu ortağıyım, Alman Hastanesi’nin eski başhekimiyim. Kiminle konuştuğunu bil öyle konuş” türünden şeyler. Bu kadar olmasa bile “Ben tıp fakültesini son sınıfta bıraktım. Kapandım evimin kadını oldum” gibi bir şey yeminlen o saniye aklımdan geçti. Aha dedim oğlum Can, yerin dibine girmeye hazır ol. Hem de bilmem kaç bin feetten. Ama korktuğum olmadı, teyze cümlesini şöyle devam ettirdi: “oğlum, aynısı benim başıma geldi. Benim de kalbim sıkıştı böyle böyle vurdum geçti…”

Bu kelimeler karşısında alnımda biriken boncuk boncuk terleri silerken, teyzenin tanısı ve tedavi yöntemi kalabalık tarafından da tatmin edici bulunmamış olacak ki, teyzenin aurası bir anda siliniverdi ve elden ele yerine doğru kibarca ittirelerek geri gönderildi. Teyze uzman hekim veya başhekim değilmiş, bildiğin “aynısı benim kaynımın başına geldi” insanıymış. Hani Cem Yılmaz’ın anlattığı kadın. Gerçekten çok dehşetengizdi. (Gülmeyin, sizin çocuğunuz da aynından olur)

Kriz geçiren genç yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Neyseki korkulan olmadı, kalp krizi değilmiş. Uçağa ilk binişi, o yüzden kendini çok sıkmış. Uçak da havalandığında olay kopmuş. Üzerine yıkıldığı yolcuyla birlikte aldık bunu hosteslerin olduğu bölüme götürdük. Öne doğru ilerlerken yolda bizim kafileye bir de 60 yaşlarında bir ufak tefek, kilolu tipik Antepli bir amca katıldı. Kapalıçarşıda 35 yıllık esnafmış. Meseleyi çözdü ve genci rahatlatmak için sürekli onunla konuşmaya koyuldu. Bu sürekli konuşmalardan kendini daha fazla sıkmaya fırsat bulamadı ve inişe kadar boş olan en öndeki koltuklarda dördümüz seyahatimizi sorunsuz tamamladık. Hostes kızlardan biri inmeden önce de takvim diyerek bize içinde Goldaş’tan 100 tl’lik hediye çekinin de bulunduğu bir paket verdi. Bu ödülün nedenini anlayamadım ama iyi niyeti ve bizimle alakası yüzünden uçaktan inerken takdirimi kazanmıştı bile bu sevimli kadın.

Amcayı oğlu almaya gelecekmiş. Fenalaşan çocukla gideceği yerler de yakın olunca sağolsun götürmeyi teklif etti. Çantamızı almaya gittik ve orada yine olan bitenin muhabbetini yaptık. Genç çoktan bir daha uçağa binmemeye tövbe etmişti. Sonra çantasını almak için banda yöneldi. Öteki yolcuyla metroyu kullanacağımız için onu beklemeye koyuldum. Bu arada çantasını almak için yanımdan ayrılan gencin nerede olduğuna baktığımda amca ve oğluyla kapıdan çıkmak üzere olduğunu gördüm. Telefonda konuşuyordu, arkasından bakınca amcanın oğluyla birbirlerine çok benzediklerini farkettim.

Diğer adam bavullarını almıştı. Metroya giden uzun yolculuğumuza başladık. O da büyük bir firmanın bölge müdürlüğünde çalışıyormuş. Eğitim için birkaç günlüğüne İstanbul’a gönderilmiş. Tertemiz, iyi niyetli, iyi kalpli olmaktan başka bir seçeneği olmayan bir Anadolu insanı. “Ya görüyorsun işte. Bu yüzden böbürlenmeyeceksin, kendini büyük görmeyeceksin. Bir saniyelik iş. Hani Ahmet Kaya şarkısında diyor ya; ne sen mağrur ne ben mağrur, hüzünlü bir akşam durgunuz hepsi bu”. Gerçekten de söylediği doğruydu, yani böbürlenmemeyle ilgili olan kısmı. Zira arkasından söylediklerinden emin olamadım. Konuşmayı da çok seviyordu. Garip, çocuk bir tarafı vardı. Hep 17 yaşında kalmayı başaranlardan, ama yetişkin olmanın getirdiği sorumluluklardan kaçmadan. Evliymiş, iki çocuğu varmış. Çocuklarını öyle seviyor ki anlatırken gözlerinin içi gülüyor; “Çocuklar bambaşka abi, yaşama kaynağı oluyor sana. Hani Ahmet Kaya şarkısında diyor ya; sen bir suydun sen bir ilaçtın diye, aynı öyle işte”. Ben de çocuğumu en az onun kadar seveceğime söz vermiştim. Neyden konuşsak konu uçakta yaşadığımız o ana geliyordu. “Kim bilir onun da ne sıkıntıları vardı da o halde geldi? Hani Ahmet Kaya diyor ya; acı yüreğimden beynime sızar diye, onun gibi…” Herkesin vardır değil mi bir derdi? Onun da vardır elbet. Ama bandın yanında bizi bırakıp amcanın arabasına gidişini de aklımdan çıkaramıyordum. Metro camından dışarı baktım, Gaziantep’te güzelim havayı bırakıp İstanbul’un döktürmeye hazırlanan puslu havasına düşmüştük. Hostesin verdiği 100 liralık Goldaş hediye çekini düşündüm. İçimden “vay be, 1oo lira he mi? Vay vay vay..” diye geçirirken yol arkadaşım da dışarıyı seyredip bir şarkı söylüyordu:

“yağmur yağsın isterdim bu sabah, merhaba soylu sevdam merhaba…”

Hani Ahmet Kaya’nın şarkısı var ya, o.

ahmetabi2wy5

Pere Lachaise'ta bir adet mezar taşı

Reklamlar
Tagged with: ,

2 Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. batu said, on 19/02/2009 at 10:50 pm

    helal olsun, cok guzel bir yazıydı.

    Beğen

  2. xace said, on 27/08/2009 at 5:04 pm

    hayatkı en degerli adamsın o kadar çok seviyorum kı senı her zman kalbımızdesın

    Beğen


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: