Çınar Altı Çaycısı

Bir Sosyalist, Bir Anarşist, Bir Mektup ve Son Fotoğrafında Gülümseyen Bir Adam

Posted in Ekonomi-Politik by krasotkin on 08/01/2009

Marx ve Bakunin’in Enternasyonel Kongresi içindeki çetin mücadelesi herkes tarafından bilinir. Proudhon karşısında verdiği düşünsel çatışma ise yine birçok kişinin bilgisi dahilinde olmakla beraber, bu çatışmanın altında yatan essas neden, ikili arasındaki iplerin hangi noktada koptuğu tam bir muammadır.

Ta ki, Proudhon’un Marx’a yazdığı, Marx’ın karşılık vermeye tenezzül bile etmediği mektubu bukup okuyana kadar… Gelin mektuba geçmeden önce Marx’ın Proudhon’a bakışını görelim. Kırk Ambar eserinin ikinci cildinde Cemil Meriç yazıyor:

“Proudhon’la Marx 1844 sonbaharında Paris’te tanışırlar. Genç Marx ünlü Fransız sosyalistini Almanya’da iken okumuştu. 1842’de yazdığı bir mektupta Proudhon’u Fransız sosyalizminin en cesur düşünürü olarak vasıflandırır. Mukaddes Aile’de onu Alman hasımlarına karşı müdafaa eder: “Proudhon özel mülkiyeti ilk defa olarak ciddi ve ilmi bir incelemeye tabi tutmuştur. İktisatta devrim yaratan bir ilerleme; gerçek bir iktisat ilmi ilk defa olarak imkan dahiline girmektedir. Proudhon’la ilmi sosyalizmin kurucusunu selamlayan Marx daha da ileri giderek, “Proudhon, tarihin beliğ şehadetine dayanarak, sermaye hareketinin nasıl sefalet yarattığını teferruatıyla göstermiştir” diye yazar. Marx, 1845-1846 yıllarında kaleme aldığı, ancak 1938’de yayımlanan Alman İdeolojisi adlı eserinde de, Proudhon’un şahsında “yalnız büyük bir devrimci iktisatçıyı, yalnız ilmi sosyalizmin üstadını, yalnız değer-emek ve artı-değer nazariyelerinin babasını” selamlamakla kalmaz, onu büyük bir diyalektikçi olarak da göklere çıkarır.” (syf: 389)

İki sene sonrasına geliyoruz. Marx 1846’da Proudhon’a bir mektup yazaraktan, çeşitli ülkelerdeki sosyalistler arasında bir propoganda şebekesinin kurulmasını ve Proudhon’un da buna dahil olmasını ister. Proudhon Marx’ın bu isteğine şu mektupla yanıt verir:

“Birincisi, örgüt ve örgütlenme konusundaki fikirlerim, hiç değilse ilkeler düzeyinde az çok belirlenmiş durumda olduğu halde, bana ve tüm sosyalistlere düşen görevin bir süre daha eleştirel ya da kuşkucu biçimi korumak olduğuna inanıyorum; kısacası, kamusal olarak hemen hemen mutlak bir ekonomik anti-dogmatizmi savunuyorum.

Tüm görüşleri gün ışığına çıkarma düşüncenizi içtenlikle onaylıyorum; dünyaya bilgili ve basiretli bir hoşgörü örneği sunalım, ama bir hareketin başında olduğumuz için yeni bir hoşgörüsüzlüğün liderleri olmayalım, yeni bir dinin havarileri olarak ortaya çıkmayalım, bu din mantığın dini, aklın dini olsa bile. Biraraya gelelim ve tüm protestoları teşvik edelim, tüm dışlayıcıkları, tüm mistisizmi lanetleyelim; bir soruyu hiçbir zaman tamamen yanıtlanmış kabul etmeyelim ve son tezimizi ileri sürdükten sonra, gerekiyorsa belagat ve ironiyle tekrar başlayalım. Bu koşulla birliğinize seve seve katılırım. Aksi halde, hayır!” (Anarşizm, George Woodcock, syf: 126-127)

Mektup bu cümleleri takip eden ve temel hatlarıyla Proudhon’un bir toplumsal reform aracı olarak devrimci eylemi reddedişini açıklayan üçüncü paragrafla son bulur. Cemil Meriç, Proudhon’un bu davranışını Marx’ın kendisine tepeden bakan üslubuna öfkelenmiş olmasıyla açıklıyor. Marx’ın mektubunu okuyan Proudhon’un gerçek hislerini bilebilmek çok zor. Ancak yanıtında ifade ettiği düşüncelerin öfke nöbetiyle kaleme alınmış olduğunu söylemek bana güç geliyor.

Neyse, Marx, Proudhon’un bu mektubuna karşılık vermeye tenezzül bile etmez. İki büyük filozof arasındaki köprüler atılmıştır. Artık mektuplar üzerinden bu iki insan fikirlerini çarpıştırmayı bırakmış, yayınladıkları eserler üzerinden uzlaşmaz kişiliklerini çarpıştırma safhasına geçmişlerdir. Nitekim Marx Proudhon’un ne Almanca bilmediğini bırakacaktır, ne bilimsel diyalektikten anlamadığını, ne ekonomi-politik bilgisinin kıtlığını ne de sefaletini bırakacaktır.

İşte böyleyken böyle, Marx ile Proudhon’un çatışmasına ilgi alaka gösteren ve bu yazıyı okuma zahmetine giren sevgili dostum. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun söyleyin bana, yukardaki bu mektup böyle bir saygısızlığı hak edecek ne söyledi? Bazı kelimeleri de bold yaptım, bağışlayın, ancak burada yazanlar gerçekten çok önemli. Ve önem arz ettiği ölçüde gün yüzüne çıkmamış, çıkartılmamış bir şey. En azından ben esamesine rastlamamıştım George Woodcock’ın anarşizm tarihini okuyana kadar.

Bu mektupta sosyalizmin ve teorisyenlerinin sert otoriter tutumlarına bir karşı çıkış var. Diğer ayrıldıkları noktaları Cemil Meriç’ten okuyalım: “Marx otoriter ve mütehakkim, Proudhon hürriyet ve adalet aşığı. Marx için halk tek sınıftır: Proleterya, Proudhon için amaç bütün halkın mutluluğu. Marx işçileri amansız bir savaşa çağırır, Proudhon sınıfları barıştırmak ister. Marx iktisatçı olduğu kadar politikacı da, Proudhon siyasi hareketin insanı gerçek devrimden uzaklaştırdığına inanır” der ve ardından ekler: “oysa birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ama ölünceye kadar birbirlerini hatırlamaya bile lüzum görmeden yollarına devam ederler…”

Ah ulan Marx,bir ömür boyunca verdiğin pozlar siyasi duruşunla ve sert karakterinle nasıl da örtüşüyor. Kaşlar her daim çatık, bir şeylere hınç duyan, derin öfke besleyen ama ne yaparsa yapsın bu hislerinden arınamayan keskin bakışlar. Ta ki Proudhon’un o inanmadığını söylediği “devrimci darbe” gerçekleşene kadar.

karl_marx-445-x-6001

- gülümse çekiyorum, - pıh pıh pıh =)

Ama hayat işte. Can Dündar’ın Mustafa belgeselini izleyenler hatırlayacaklar filmin başlangıç sahnesini… Mustafa Kemal ölümünden önce o yattığı derin uykulardan birinde kalkar ve yatağının yanındaki Afet İnan’a karşısında duran natürmort tabloyu göstererek her şeyi bırakıp kırlara gitmek istediğini söyler. Yandaki resimde Karl Marx’ın son yıllarından, hatta şu an yanlış anımsamıyorsam, bir yerde çekilen son fotoğrafı olduğunu yazıyordu.

Düşünebiliyor musun, bir ömür kaşlarını çatan, öfkeli öfkeli bakan, proleter devrimleriyle burjuva iktidarlarının alaşağı edileceği günü bekleyen, organize ettiği ağa katılmadığı için onurlu bir filozofu her fırsatta yerin dibine dibine sokan adamın aslında yapmayı istediği tek şey o fotoğraf makinesinin karşısına geçtiğinde gülümseyerek poz vermekmiş. Mustafa Kemal’in yapmayı istediği şey kırlara bayırlara koşmakmış.

Gerçek arzularının teşhisini koyduklarında, birinin hayatı çoktan cephelerde, ötekinin de kütüphanelerde tükenip gitmişti bile.

Reklamlar
Tagged with: , ,

5 Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. Barış Atasoy said, on 27/06/2009 at 1:31 am

    Marx haklıydı. Sanayici ile işçi sınıfının uzlaşması mümkün olamaz. Koyun ile kasap nasıl uzlaşırki?

    Beğen

  2. ah u lan marx said, on 13/07/2009 at 3:12 am

    ” Politik iktisat üretimin gerçek ruhu olarak emekten yola çıkar; ama emeğe hiçbir şey vermez, özel mülkiyete ise her şeyi verir. Proudhon, bu çelişkiye dayanarak emekten yana ve özel mülkiyete karşı bir sonuca varmıştır. Gelgelelim, görülmektedir ki ortadaki bu çelişme, yabancılaşmış emeğin kendi kendine çelişmesidir ve politik iktisat yabancılaşmış emeğin yasalarını formüllendirmekten baka bir şey yapmamıştır”
    ” Gerçekten, Proudhon’un istediği ücret eşitliği bile günümüzün işçisinin emekle ilişkisini bütün insanlarn emekle ilişkisine dönüştürmektedir sadece. Bu durumda toplum soyut bir kapitalist olmaktadır”
    Ücretlerin zorla yükseltilmesi, köleye daha çok para ödenmesinden başka bir anlam taşıyamaz”
    Karl Marx, 1844 Elyazmaları. (çev.) Murat Belge. İstanbul: Birikim Yayınları, 2000

    Halk, ezilen bütün sınıfların (köylü ve de-classe entelijansiya) toplamından müteşekkildir.
    Marx’tan önce halk kaotik bir bulamacın tecessümünden başka bir şey olarak görünmezdi.

    marx’ın proudhon’a yazdığı mektup:
    My dear Proudhon,

    I have frequently had it in mind to write to you since my departure from Paris, but circumstances beyond my control have hitherto prevented me from doing so. Please believe me when I say that my silence was attributable solely to a great deal of work, the troubles attendant upon a change of domicile, [50] etc.

    And now let us proceed in medias res [to the matter in hand] — jointly with two friends of mine, Frederick Engels and Philippe Gigot (both of whom are in Brussels), I have made arrangements with the German communists and socialists for a constant interchange of letters which will be devoted to discussing scientific questions, and to keeping an eye on popular writings, and the socialist propaganda that can be carried on in Germany by this means. [51] The chief aim of our correspondence, however, will be to put the German socialists in touch with the French and English socialists; to keep foreigners constantly informed of the socialist movements that occur in Germany and to inform the Germans in Germany of the progress of socialism in France and England. In this way differences of opinion can be brought to light and an exchange of ideas and impartial criticism can take place. It will be a step made by the social movement in its literary manifestation to rid itself of the barriers of nationality. And when the moment for action comes, it will clearly be much to everyone’s advantage to be acquainted with the state of affairs abroad as well as at home.

    Our correspondence will embrace not only the communists in Germany, but also the German socialists in Paris and London. [52] Our relations with England have already been established. So far as France is concerned, we all of us believe that we could find no better correspondent than yourself. As you know, the English and Germans have hitherto estimated you more highly than have your own compatriots.

    So it is, you see, simply a question of establishing a regular correspondence and ensuring that it has the means to keep abreast of the social movement in the different countries, and to acquire a rich and varied interest, such as could never be achieved by the work of one single person.

    Should you be willing to accede to our proposal, the postage on letters sent to you as also on those that you send us will be defrayed here, collections made in Germany being intended to cover the cost of correspondence.

    The address you will write to in this country is that of Mr Philippe Gigot, 8 rue de Bodenbrock. It is also he who will sign the letters from Brussels.

    I need hardly add that the correspondence as a whole will call for the utmost secrecy on your part; our friends in Germany must act with the greatest circumspection if they are not to compromise themselves.

    Let us have an early reply[53] and rest assured of the sincere friendship of

    Yours most sincerely
    Karl Marx

    P.S. I must now denounce to you Mr Grün of Paris. The man is nothing more than a literary swindler, a species of charlatan, who seeks to traffic in modern ideas. He tries to conceal his ignorance with pompous and arrogant phrases but all he does is make himself ridiculous with his gibberish. Moreover this man is dangerous. He abuses the connection he has built up, thanks to his impertinence, with authors of renown in order to create a pedestal for himself and compromise them in the eyes of the German public. In his book on French socialists [Grün, Die soziale Bewegung in Frankreich und Belgien], has the audacity to describe himself as tutor (Privatdozent, a German academic title) to Proudhon, claims to have revealed to him the important axioms of German science and makes fun of his writings. Beware of this parasite. Later on I may perhaps have something more to say about this individual.

    [From Gigot]

    It is with pleasure that I take advantage of the opportunity offered by this letter to assure you how glad I am to enter into relations with a man as distinguished as yourself. Meanwhile, believe me,

    Yours most sincerely
    Philippe Gigot

    [From Engels]

    For my part, I can only hope, Mr Proudhon, that you will approve of the scheme we have just put to you and that you will be kind enough not to deny us your cooperation. Assuring you of the deep respect your writings have inspired in me, I remain,

    Yours very sincerely
    Frederick Engels
    http://trotsky.org/archive/marx/works/1846/letters/46_05_05.htm

    Proudhon’un Marx’a cevabı:
    My dear Monsieur Marx,

    I gladly agree to become one of the recipients of your correspondence, whose aims and organization seem to me most useful. Yet I cannot promise to write often or at great length: my varied occupations, combined with a natural idleness, do not favour such epistolary efforts. I must also take the liberty of making certain qualifications which are suggested by various passages of your letter.

    First, although my ideas in the matter of organization and realization are at this moment more or less settled, at least as regards principles, I believe it is my duty, as it is the duty of all socialists, to maintain for some time yet the critical or dubitive form; in short, I make profession in public of an almost absolute economic anti-dogmatism.

    Let us seek together, if you wish, the laws of society, the manner in which these laws are realized, the process by which we shall succeed in discovering them; but, for God’s sake, after having demolished all the a priori dogmatisms, do not let us in our turn dream of indoctrinating the people; do not let us fall into the contradiction of your compatriot Martin Luther, who, having overthrown Catholic theology, at once set about, with excommunication and anathema, the foundation of a Protestant theology. For the last three centuries Germany has been mainly occupied in undoing Luther’s shoddy work; do not let us leave humanity with a similar mess to clear up as a result of our efforts. I applaud with all my heart your thought of bringing all opinions to light; let us carry on a good and loyal polemic; let us give the world an example of learned and far-sighted tolerance, but let us not, merely because we are at the head of a movement, make ourselves the leaders of a new intolerance, let us not pose as the apostles of a new religion, even if it be the religion of logic, the religion of reason. Let us gather together and encourage all protests, let us brand all exclusiveness, all mysticism; let us never regard a question as exhausted, and when we have used our last argument, let us begin again, if need be, with eloquence and irony. On that condition, I will gladly enter your association. Otherwise — no!

    I have also some observations to make on this phrase of your letter: at the moment of action. Perhaps you still retain the opinion that no reform is at present possible without a coup de main, without what was formerly called a revolution and is really nothing but a shock. That opinion, which I understand, which I excuse, and would willingly discuss, having myself shared it for a long time, my most recent studies have made me abandon completely. I believe we have no need of it in order to succeed; and that consequently we should not put forward revolutionary action as a means of social reform, because that pretended means would simply be an appeal to force, to arbitrariness, in brief, a contradiction. I myself put the problem in this way: to bring about the return to society, by an economic combination, of the wealth which was withdrawn from society by another economic combination. In other words, through Political Economy to turn the theory of Property against Property in such a way as to engender what you German socialists call community and what I will limit myself for the moment to calling liberty or equality. But I believe that I know the means of solving this problem with only a short delay; I would therefore prefer to burn Property by a slow fire, rather than give it new strength by making a St Bartholomew’s night of the proprietors …

    Your very devoted
    Pierre-Joseph Proudhon

    http://trotsky.org/reference/subject/economics/proudhon/letters/46_05_17.htm

    Marx hakkında yaptığınız yorumlara, Cemil Meriç alıntınıza, araya soktuğunuz atatürk anolojisine karşılık vermeye tenezzül etmiyorum.

    Beğen

  3. Abidin Yılmaz said, on 27/03/2011 at 5:38 pm

    Marx, bu mektubunda Karl Grün ile ilgili dedikodu mahiyetinde olumsuz şeyler yazmıştır. Proudhon buna istinaden “yeni bir dinin havarileri olmamaktan” bahseder. Bunu koşul olarak ta Marx’a bildirir (“Aksi takdirde Hayır”) Marx’ın affetmediği budur. Kutsal ailede göğe çıkardığı Proudhon, Sefaletin Felsefesini eleştirdiği kitabında kin ve nefrete dönüşür. Proudhon buna ilerde kısa bir yanıt verecektir.
    “Bay Marx’ın tüm sıkıntısı, kendisinin düşündüğü herşeyi kendisinden önce düşünmemden kaynaklanmaktadır.”

    Beğen

  4. Abidin Yılmaz said, on 28/03/2011 at 3:57 pm

    Sayfandan alıntı yaptım Omuzdaş haberin olsun:))

    Beğen

  5. krasotkin said, on 11/08/2011 at 6:48 pm

    tepe tepe kullan abidin.

    Beğen


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: